İndirizle Paylaşım Platformu

TürkiYenin Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
Paylaşımlardan Daha iyi Faydalanmak için kayıt olunuz.
İyi Forumlar dileriz Smile

İndirizle Paylaşım Platformu

İndirizle Foruma Hoşgeldiniz, Eğer bu sizin ilk ziyaretiniz ise lütfen forum kurallarını okuyun,her türlü teknolojik bilgiye en hızlı ve güvenli şekilde ulaşmanızı sağlayacaktır. İyi Vakit Geçirmenizi dileriz.

    Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Paylaş

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:07 pm

    Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerini bu sayfadan takip edelim.Konularınızı ve sorularınızı bu sayfaya ekleyiniz


    DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ ÖDEV İNDEKSİ

    1.İBADET VE İBADET ÇEŞİTLERİ
    2.PEYGAMBERİMİZİN HAYATI
    3.DİNİN TANIMI
    4.HALİFELİK
    5.iİLAHİYAT HAKKINDA BİLGİ ?
    6.ABDEST
    7.DUA
    8.HAC
    9.HİCRET
    10.KUL HAKKI
    11.AHLAK
    12.PEYGAMBERİMİZİN YÜKSEK AHLAKI
    13.İNSAN İLİŞKİLERİNİ DÜZENLEYEN KURALLAR
    14.AHİRET
    15.ABDEST DUALARI
    16.KUTSAL KİTAPLAR
    17.İSLAM DİNİNİN ÖZELLİKLERİ
    18.32 FARZ
    19.54 FARZ
    20.İSLAM AHLAKI
    21.İSLAM DİNİ HAKKINDA BAZI TEMEL BİLGİLER
    22.İMANIN ŞARTLARI
    23.SALİH AMEL NEDİR
    24.İSLAMIN ŞARTLARI
    25.ABDESTİN FARZLARI
    26.GUSLÜN FARZLARI
    27.TEYEMMÜMÜN FARZLARI
    28.NAMAZIN FARZLARI
    29.RAMAZAN ORUCU VE ORUÇ ÇEŞİTLERİ
    30.HİCRET
    31.HENDEK SAVAŞI
    32.TEBÜK SEFERİ
    33.UHUD SAVAŞI
    34.İLK ABDEST VE İLK NAMAZ
    35.PEYGAMBERE VAHİY GELİŞİ
    36.FİL VAKASI
    37.MEKKENİN FETHİ
    38.PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİ
    39.PEYGAMBER EFENDİMİZİN VEFATI
    40.İNCİL
    41.TEVRAT
    42.ZEBUR
    43.KURAN NEDİR
    44.KURANI KERİM
    45.İBADET
    46.BAŞLICA İBADETLER
    47.AHLAK
    48.SEVGİ VE MERHAMET
    49.HOŞGÖRÜ
    50.ADALET VE İNSAN HAKLARI
    51.İSLAMDA KADIN VE ÇOCUK
    52.ÇALIŞMAK
    53.TEMİZLİK
    54.MUTLULUĞUN KAYNAĞI
    55.HIRİSTİYANLIK
    56.MUSEVİLİK
    57.MÜSLÜMANLIK
    58.MÜSLÜMANLIK NEDİR
    59.PEYGAMBER NEDİR
    60.AHLAK NEDİR
    61.TEMİZLİK
    62.ÖRF
    63.ADET
    64.GELENEK
    65.GÖRENEK
    66.AİLE
    67.İSLAM ÖNCESİ TÜRK AİLESİ
    68.İSLAMİ TÜRK AİLESİ
    69.PEYGAMBERİMİZİN BEZAKETİ
    70.PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUKLARA ŞEFKAT VE SEVGİSİ
    71.PEYGAMBERİMİZİN ADALETİ
    72.İSLAMİYETİN DOĞUŞU(HİCRET VE SAVAŞLAR)
    73.DÖRT HALİFE DÖNEMİ
    74.BESMELENİN ANLAMI VE ÖNEMİ
    75.ARKADAŞLIK HAKLARI
    76.İYİLİĞE TEŞEKKÜRÜN DİNDEKİ YERİ
    77.KÖTÜ AHLAKTAN KURTULMAK
    78.KİŞİNİN HADDİNİ BİLMESİ
    79.DÖRT BÜYÜK HALİFE
    80.UMRE
    81.HAC NASIL YAPILIR
    82.HAC İLE İLGİLİ MEKANLAR
    83.HAC NEDİR VE NİÇİN YAPILIR
    84.HAC VE ÖNEMİ
    85.DİN GÜZEL AHLAKLI OLMAMIZI SAĞLAR
    86.KİLİSE VE PAPALIK
    87.TÜRKLER VE İSLAMİYET
    88.RAGAİP GECESİ NE ZAMANDIR?
    89.MİRAÇ NE DEMEKTİR.ÖNEMİ NEDİR?
    90.BERAAT GECESİNİN ÖNEMİ NEDİR ?
    91.MEVLİT NE DEMEKTİR?
    92.KADİR GECESİNİN ÖNEMİ NEDİR?
    93.PEYGAMBERİMİZİN DOĞUMU
    94.HAZRET-I ÖMERIN MÜSLÜMAN OLUŞU
    95.PEYGAMBER EFENDİMİZİN VEFATI:
    96.HİCRET'İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE VE ÖNEMİ
    97.FİL VAKASI (EBABIL KUŞLARI)
    98.H.Z. MUHAMMEDİN EVLİLİKLERİ
    99.İSLAM VE KADIN


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:07 pm

    IBADET NEDIR?
    Ibadet yüce Allah'a karşı gösterilecek saygı, tazim ve hürmet demektir. Buna kısaca kulluk da diyebiliriz. Insan sadece Allah'ın kulu oldugunu idrak eder, yalnız ona ibadet eder ve yalnız ondan yardım isterse dünya ve ahiret saadetine kavuşur. Ibadet, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak manasındadır. Bu, Allah için cihad etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, yahut kafirlere benzememek, içkiden, kumardan ve diğer kötülüklerden uzaklaşmak gibi neticeler doğurur.
    Insanlar Allah'a kulluk görevlerini yerine getirmek ve O'nun yüceliğine sarılmakla huzur bulurlar. Çekilen bela, sıkıntı ve müsibetler ibadet sayesinde hafifler. Zaten mümin her türlü iyiliğin ve her türlü kötülüğün Allah'ın yaratmasıyla doğduğunu, yine her türlü nimetin insana Allah tarafından ihsan edildiğini bilerek ve Allah'a, onun gösterdigi şekilde ibadet edecektir. Bu ibadet Allah'a şükranın ve verdigi nimetlere hamd etmenin tezahürüdür.
    Allah'a kulluk, yaratılışın en büyük gayesidir. Zira yüce Allah cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk etsinler diye yarattığını bildirmiştir. Ayrıca içinde yaşadığımız dünya, ölüm ve hayat yine insanların bu kulluk görevlerini nasıl yapacakları belli olsun diye var edilmiştir.
    Ibadet yüce Allah'ın emri olduğu için onlardan vazgeçmek veya onları yerine getirmemek günahtır. Mükellef olan herkes sınırları Islamda belirtilmiş çeşitli ibadetlerle yükümlüdür.
    lBADET ÇEŞİTLERİ
    Yapılış itibariyle ibadetler üç çeşittir. Bunlar sırasıyla bedeni, mali, hem bedeni hem mali, ibadetlerdir.
    Bedeni ibadet, sadece vucüt hareketleriyle yapılan ibadetlerdir. Nitekim namaz kılmak, oruç tutmak söylenir.
    Mali ibadet, mal ile yapılan ibadettir. Zekat vermek, sadaka vermek gibi.
    Hem mali hem bedeni ibadet; vücut hareketleri ve mal ile yapılan ibadetlerdir. Buna en güzel cihadı örnek gösterebiliriz. Zira cihad, yeryüzünde Allah'ın hakimiyetini tesis için mallarımız ve canlarımızla savaşmak, çalışıp çabalamak demektir. Hacc da hem mali hem bedeni ibadetler arasındadır.


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:08 pm

    Peygamber Efendimizin Hayatı Genel Anlatım
    PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V)' in HAYATI
    Hz.Peygamber (s.a) kayıtsız şartsız yeryüzü halkının neseb yönünden en hayırlısıdır. Nesebinin şerefi en yüksek doruk noktasındadır. Buna düşmanları bile şahitlik ederlerdi. Bu yüzden düşmanı olan Ebu Sufyan, Bizans hükümdarının huzurunda bu şekilde tanıklıkta bulunmuştu. En şerefli kavim onun kavmi, en şerefli kabile onun kabilesi ve en şerefli aile onun ailesidir. Habibullah (sav), Mekke'de, Rebi'ül-evvel ayının onkinci Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiştir (M.570). Böylece, Hz.Adem'den beri devam ede gelen peygamberlik nuru sahibini bulmuş oldu. Babası Abdullah, Peygamberin doğumun dan iki ay önce vefat etmiştir. Annesi Vehb kızı Amine, doğumunda diğer kadınlar gibi eziyet çekmemiş, hatta ağırlık bile hissetmemiştir. Hamileyken, bir gece rüyasında tanımadığı bir kimse gelip; "Sen alemlerin hayırlısına hamilesin; doğduğunda adını Muhammed koy", diye ikaz bulunmuş; doğum anında da heybetli bir ses duyarak irkilmiştir. Ne zaman ki Muhammed vücuda geldi; baktım, mübarek başını secdeye koydu; ellerini kaldırdı, duada bulundu", şeklinde anlatıyor. Hz. Muhammed (s.a.v) sünnetli doğmuştur. Doğduğunda sırtında ve omuzunda peygamberlik mührü vardı. Doğumuna arz şehadet etmiştir.
    * Resulullah (s.a.v) doğduğu gece, yeryüzünde bir çok put düşüp kırılmıştır.
    * İran hükümdarı Kisrai kemerli bir saray yaptırmıştı. On dört kulesi vardı. O gece kulelerin bütün şerefeleri yıkılmıştır.
    O zaman Araplar arasında adet olduğu üzere, çocuğun süt anneye verilmesi kararlaştırıldı. Ancak hiçbir sütanne, yetim bir çocuğu almak istemiyordu. Bu arada amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, çocuğu bir müddet emzirdi. Kardeşinin oğlunun doğumuna sevinen Ebu Leheb'in, onun şerefine Süveybe'yi azad ettiğini ve bu yüzden Efendimizin doğduğu gün olan her pazartesi günü azabının biraz hafifletildiğini kaynaklar bize bildirmektedir.
    Sonunda Beni Sa'd kabilesinden Halime binti Ebi Züeyb, Hz.Muhammed'i kabul etti. O sırada Beni Sa'd yurdunda kıtlık vardı. Hz. Halime bebeğin gelişi ile ineklerin sütünün artığını, çadırın etrafının yeşilliklerle dolduğunu, evine bereketin geldiğini ifade ediyor. Resulullah (s.a.v) ,bu göçebe süt anne'nin yanında oldukça sade bir hayat geçirmiştir.Gündüz otlakta sürülere bakıyor, aileye yardım ediyordu.Çoğu zaman ,yalnızca hurma ve süt ile yetiniyorlardı. Hz.Muhammed (s.a.v), süt kardeşleri ile kırlarda oynuyor,koyun güdüyordu. Bir defasında, süt kardeşi Şeyma'nın omuzunu bilinmeyen bir sebeple o kadar kuvvetli ısırmıştıki, ömür boyu izi silinmedi. Yıllar sonra bir savaşta esir düşen Şeyma'yı, Resulullah (s.a.v) bu yara izinden tanımış gözleri yaşarmıştı. Hz.Halime, Hz.Muhammed'i (s.av) kendi çocuklarından fazla seviyordu. Daha ilk günden ondaki farklılığı hisseden Halime, O'nu gözü gibi koruyordu. Resulullah, süt annesinin sağ göğsünden emer, sol göğsünü kardeşlerine bırakırdı. Ondaki bu üstün hallerden ve mucizelerden ürken Hz.Halime çocuğu annesine teslim etti. Kısa bir süre sonra annesi, zenci cariye Ümmü Eymen ve bir hizmetçi ile Medine'ye hareket ettiler. Neccaroğuları kabilesinden birinin evinde ikamet edildi. Resulullah'ın babasının kabrini de ziyaret etmişlerdi. Hz.Amine, dönüş yolu üzerinde Ebva denilen yerde vefat etti ve oraya gömüldü. Resullah (sav) o sırada altı yaşında bulunuyordu. Zenci cariye Ümmü Eymen ile Mekke'ye dönen Hz.Muhammed (sav), epeyce yaşlı olan dedesine teslim edildi. Şefkatli bir insan olan Abdulmuttalib'in, öksüz ve yetim torununa gösterdiği sevgi pek büyüktü. Dedesi vefat edince Hz.Muhammed (sav) diğer dört amcasına tercihen, Ebu Talib' emanet edildi. Çünkü güvenilir, zeki, cömert ve iyi kalpli biriydi. Diğer amcası Ebu Leheb kendisini içkiye kolay hayata vermiş bir ahlaksızdı. Esasen daha çocukluk devresinden itibaren Peygamberimiz ile Ebu Leheb'in arasının açık olduğu görülür Resulullah (sav) pek zengin olmayan fakat cömertliği ile tanınan amcasının yanında pek rahat içinde yaşamıyordu. Ancak Ebu Talib ve zevcesi, ona kendi çocuklarından daha iyi bakıyorlar, diğer çocuklar gibi sofra kurulur kurulmaz saldırmadığından ona ayrı yemek çıkarıyorlardı. Resulullah'ın yengesine olan sevgisi bir anne sevgisinden farksızdı. Ebu Talib Suriye'ye bir kervan götürmek üzere yola çıktığında Resulullah dokuz bir rivayete göre de on iki yaşında idi. Şam ile Kudüs arasında Busra denilen bir yerde kervan konakladı. Burası Bizans toprağı olduğundan yakında bir manastır bulunuyordu. Bu manastırda bulunan rahip Bahira, Hıristiyanlığı bilen, İncil'i derinlemesine incelemiş biriydi. Son peygamberin gelmesinin yakın olduğunu biliyordu. Ebu Talib'e çocuğun kim oduğunu sordu."oğlum" cevabını alınca,"O senin oğlun olamaz" Bu çocuğun babası ölmüş olmalı", dedi. Ebu Talib amcası olduğunu söyleyince, çocuğu hemen geri götürmesini tavsiye etti. Ebu Talib'te Mekke'ye dönmekte acele etti.

    PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V)' in ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ


    Bir insanın hayatında anne babasının yeri tartışılmaz. Bu her insan için aynıdır. Daha doğmadan babasını çok küçük yaşta da annesini kaybeden Hz.Muhammed'in (sav) bütün sevgisinin odak noktasını Rabbi teşkil ediyordu. Anne ve babasından sonra çok sevdiği dedesi ve amcasını da kaybeden Hz. Muhammed'i (sav), Allah (cc) adeta kimse ile paylaşamıyor, Habibi'nin sevgisinin yalnız kendisine ait olmasını istiyordu. Resulullah (sav) aynı zamanda ummi idi. Zaten Kureyş'in aklına durgunluk veren de; okuması yazması olmayan bir insan dan dünya'nın en güzel sözlerinin duyulması idi. Eğer herhangi bir eğitim görmüş olsaydı, ona karşı olanlar ve inkarcılar bunu delil olarak kullanacak ve ayetleri kendisinin yazdığını iddia edeceklerdi. Ümmilik.O'nu savunduğu davada bu tür suçlamalardan koruyordu. Diğer bir husus; Resulullah'a ilk vahiy edilen ayet; "Seni yaradan Rabbinin adıyla oku", idi. Demek ki asıl aydın, asıl ilim sahibi, Allah'ı bilen, O'nun adıyla okuyan, O'nu tanıyan insandır. Resulullah'ın (sav) doğumundan itibaren her an, her saniye Allah (cc) tarafından korunduğunu görüyoruz. Ondaki farklılık, ondaki üstün haller ve seçilmişlik, bu ilahi himayenin sebebidir. O her haliyle diğer insanlardan farklıydı Alemlere Rahmetti. O'nda da nefis vardı ama O her türlü kötülük ve günahtan korunmuştu. Bir defasında kendine putlara adanan putlara adanmış hayvanların etinden ikram eden Zeyd İbn Ammar'a; "Putlara adananı yemem", buyurmuştur. Yine her yıl düzenlenen bir putperest bayramına halaları tarafından zorla götürülmüş, bayram yerinde bazı kişiler gelerek bu ayinlerin kendisine yasaklandığını ona bildirmişlerdir. Halaları da O'nu bir daha böyle yerlere götürmemişlerdir.

    * Sahih hadislerden de anlaşılacağı gibi; Hz. Muhammed (sav) soyların en faziletlisinden dünyaya gelmiştir." Allah mahlukatı yarattı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı.Sonra onları,Arap ve Arap olmayanlar diye iki fırkaya ayırdı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı (Kureyş). Sonra, ailelere ayırdı ve beni en hayırlı aileden kıldı.Şahıs olarak da ailenin en hayırlısı kıldı", bu hadisi şerif bize bunu anlatmaktadır

    PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V)' in Hz. HATİCE İLE EVLİLİĞİ

    Resulullah'ın (sav) ve ailesinin, tarım ve ziraatle uğraştığına dair hiçbir bilgi mevcut değildir.Hz.İbrahim(a.s) şu duasında da zikrettiği gibi "Ey Rabbimiz, Namazı dosdoğru kılmaları için ben; çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kabe) yanında, eksiksiz bir vadiye yerleştirdim.. "(İbrahim:37). Mekke vadisinde ziraat yoktur.Geriye yalnız ticaret kalıyor.Bu ticaret de daha çok; kumaş , yiyecek kuru yemiş ve güzellik malzemeleri üzerine idi. Habibullah (sav) gençlik dönemine girmesiyle beraber ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Mekkeli tüccar, Kays b. es-Saib İslam'dan önce O'nunla ticari münasebetleri olduğunu ve ondan daha iyi bir ortağa rastlamadığını anlatır. Mekke'liler tacire (kadın tüccar) ve tahire ( temiz kadın ) adını verdikleri Hz.Hatice, Mekke'li zengin bir dul kadın idi. İki kez evlenmiş, iki eşini de kaybetmişti ( ilk eşi, Atik el-Aziz et-Tamime; ikinci eşi, Hind b.Zürare'dir her iki eşinden de birer çocuğu olmuştur. Birkaç sene kıtlığın ağır basması üzerine Ebu Talib, Yeğenini iş istemesi için Hz. Hatice'ye gönderdi Hz. Hatice'de,ahlakının güzelliğini ve ününü sık sık duyduğu Hz. Muhammed'e memnuniyetle kervanını teslim etti ve onu , kölesi Meysere'yi de yanına katarak Kudüs yakınlarındaki Busra denilen yere gönderdi. Hz.Muhammed (sav) burada Netura isimli keşişle karşılaştığı tarihçiler tarafından anlatılır. Her an onun başının üzerinde dolaşan bulut keşişin dikkatini çekmiş ve kendisi ile tanışmak istemiştir. Evvelce tanışmış olduğu Meysere'yi yanına çağırarak Hz.Muhammed hakkında bazı sorular sordu. Aldığı cevaplar karşısında irkilen keşiş; "O Peygamber'dir, hemde Peygamberlerin sonuncusudur", demekten kendisini alamamıştır. Hz.Muhammed (sav) alışverişlerini tamamladıktan sonra Mekke'ye döndüler. Meysere yolculuk boyunca tüm olanları Hz. Hatice'ye bir bir anlatır. Hz.Hatice'nin Peygamberimize karşı saygısı ve sevgisi bir kat daha artmıştır. Hz.Hatice iş bahanesi ile Hz . Muhammed'i (sav) sık sık evine davet etti ve hediyeler gönderdi. Allah Resulu ile evlenmeyi istiyordu. Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse'ye açtı. Onun aracılığıyla Muhammed (sav) ile Hz. Hatice evlendiler (miladi 595) O sırada Hz.Muhammed (sav) 25, Hz.Hatice ise 40 yaşında bulunuyordu. Peygamber efendimiz daha sonra Hz.Mariye'den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz. Hatice ' dendi. Bunların isimleri: Kasım, Rukiyye, Fatıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah idi. Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişlerdir.


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:08 pm

    Hz.Peygamber her sahada olduğu gibi aile hayatında da örnek ev reisi olmuş; hanımına ve çocuklarına karşı her halükarda müşfik davranmışlardır.

    İLK VAHYİN GELİŞİ VE RİSALETİN BAŞLANGICI

    Habibullah (sav) otuzsekiz yaşına girmişlerdi. Bir sene boyunca gaibden sesler duyup, bazı nurlar gördüler. Daha sonra Allah'ın sevgilisi, altı ay kadar süren sadık rüyalar görmeye başladılar. Gördükleri rüyalar apaçık ortaya çıkıyorlardı. Hz. Muhammed (sav) yaşadıkları bu haller üzerine, yalnızlık aramaya başladılar.Toplumun zülmetinden sıkılıyor; yalnız kalmayı arzuluyorlardı.
    Resullah halvet yeri olarak Mekke'ye 5km kadar uzakta bulunan Hira mağarasını tercih etmişlerdi. Dedesi Abdulmüttalip'te Ramazan aylarında bu mağarada inzivaya çekilirlerdi. Allah Resulü sık sık bu mağaraya çekilip ceddi Hz.İbrahim'in dini üzere ibadet ve dua ediyor; insan ve kainatın yaradılış sebep ve hikmetleri üzerinde derin düşüncülere dalıyorlardı. 610 senesi, Ramazan ayının 27.gecesi idi. 40 yaşına gelmiş olan Hz.Muhammed (sav), o senenin Ramazan ayını bu mağarada geçiriyordu.Seher vaktine doğru, vahiy meleği Cebrail (as), Allah'ın Habibine insan süretinde gözükerek hitap etti ve Kur'an'ın ilk ayetlerini kendisine okudu.Resullah olayı şöyle anlatıyor; " Bana kendisinin Cebrail adlı melek olduğunu ve Allah'ın beni Peygamber olarak seçtiğini bildirmek için geldiğini söyledi. Bana abdest almayı ve istincayı öğretti.Temiz olarak dönünce; "OKU" diye emretti. 'Ben okumayı bilmiyorum' diye cevap verdim . Beni kollarının arasına alıp sıktı.Sonra yere bırakarak; " Oku" diye emretti. Ben yine okuma bilmediğimi söyledim. Beni tekrar ve daha kuvvetli bir şekilde sıktı.Tekrar "Oku" dedi. Ben okuma bilmediğimi tekrarladım. Be sefer beni üçüncü defa sıkarak bıraktıktan sonra dedi ki; " Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından (embriyo) yarattı. Oku! Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O'dur. İnsana bilmediğini O öğretti." (Alak1-5) Allah Resulu de, Alak süresinin bu ilk ayetlerini tekrar etti, inen ayetler, Resulullah'ın hem diline hemde kalbine yerleşmişti . Hemen ardından Melek kayboluverdi. Heyacan ve şaşkınlık içerisinde Hz.Resul mağaradan çıkarak evine doğru yola koyuldu.Yolda hayreti bir kat daha arttı. Zira ağaçlar, dağlar, taşlar , çiçekler; "Esselamü aleyke ya Resulüllah", diyerek kendisini selamlıyorlardı. Titreyerek eve dönen Allah Resulü, hanımına; "beni örtünüz! Beni örtünüz" diyerek yatağa girdiler. Uyandıklarında biraz sakinleşmişlerdi. Olanları Hz.Hatice'ye anlatarak, tedirginliklerini arz ettiler. Bu hadise ile beraber, Resulullah'ın özel hayatı kapanıyor, hayatının ikinci safhası olan Peygamberliği başlıyordu.

    İLK MÜSLÜMANLAR


    Kainatın Efendisi Hira'da aldığı peygamberlik vazifesini ilk olarak eşi Hz.Hatice'ye anlatmıştı.Eşi böylesine ağır bir vazifenin mesuliyetini zerreden kürreye vücut ve gönül ülkesinde yaşar haldeyken ; Cenab-ı Allah'ın Hz.Hatice'ye yaşattığı hal çok manidardır.O büyük kadın 'bana ne oluyor bilmem?' diye endişe duyan Allah Resulüne; 'Müjdeler olsun sebat et.Canımı yed-i Kudretinde tutan Allah ' a yemin ederim ki, sen bu ümmetin peygamberisin. Allah seni asla bırakmaz. Sen sıla-i rahmedersin, sözün doğrusunu söylersin, meşekkatte sabredersin, misafirleri ağırlarsın, felakete uğrayanların yardımına koşarsın, Allah böyle kuluna kefildir.' şeklinde sözleriyle destek olmuş gönlünü açmıştır.
    Bu sözler onun ne kadar yüce ruhlu, faziletli ve inançlı bir kadın olduğunu göstermektedir. Cenab-ı Hakk'ın kutlu Peygamberine verdiği büyük lütuflardan biri de. Kendisine Hz.Hatice gibi bir zevceyi nasip etmesidir.Resul-i Ekrem efendimiz, ilk müslüman olma şerefine de nail olan eşine Cebrail (as) ' dan öğrendiği şekilde abdest aldırdı ve imam olarak iki rekat namaz kıldırdı.Ulaştıkları gönül birliğini 'Mutlak Bir'in önünde ve O'na sığınarak perçinlediler.

    Hz.PEYGAMBERİN ve İLK MÜSLÜMANLARIN MARUZ KALDIĞI İŞKENCELER

    Açıktan davetin başlaması ve Müslüman olanların sayısının günden güne artmasıyla beraber, Kureyşliler de Müslümanlara karşı düşmanlıklarını arttırmışlardı. Hareketin lideri olması hasebiyle, en büyük taarruzlar Allah Resulüne yöneltiliyordu. Hz.Peygambere düşmanlık edenlerin başında Ebu Leheb ve karısı gelmekte idi. Hz.Peygamber!in arkası sıra dolanır; o tebliğ ettikçe kendiside; 'Ben onun amcasıyım . Muhammed sizi atalarınızın dininden döndürmek istiyor, sakın ona inanmayınız diyordu.' Hz.Peygamberin başının taşla ezmeye yemin etmiş; taşı kaldırdığında kaskatı kesilmiş, muvaffak olamamıştı.Bir defasında da önünde ateşten bir çukur açılmış, Allah Resulüne yanaşamamıştı. Peygambere olan düşmanlığı o dereceye ulaşmıştı ki; Peygamberimizin kızları Rukiye ve Ümmü Gülsüm 'le evli olan oğulları Utbe ve Uteybe'ye onları boşattırmıştı. Ebu Cehil'de dili ve eli ile Peygamber efendimize ve Müslümanlara çok eziyet etmiştir . Ammar b. Yasir'in annesini öldüren bu zalim, Peygamberimiz harem'de namaz kılarken, boğazlanan bir devenin döl yatağını, içinin çirkinlikleriyle getirtmiş ve Resul-i Ekrem secde de iken sırtına koyuvermişti. Kureyş'in ulularından olan Velid b. Muğire de ; hac mevsimin de halk toplandığında Peygamberimize sıfatlar yakıştırıp, en uygun sıfatında sahir (büyücü) olduğunu, zira Muhammed'in kişi işe kardeşi ve karısı arasını ayırdığını söylüyordu.

    O Allah Resulü'nü tek başına öldürmeye de teşebbüs etmiş, fakat; Allah'ın bi lütfü olarak, Peygamberimizin sesini Kabe'de namaz kılarken işittiği halde zatını görememiş, ne yana yönelse se arkasından gelmiş bu suretle muvaffak olamamıştır. As b. Vail Hz.Peygamber 'in oğlu Kasım öldüğünde en acılı anında kendisi ile 'etber' (erkek çocuğu olmayıp soyu kesilen) diyerek alay etmiştir.Kevser süresi As b. Vail hakkında nazil olmuştur. As b. Vail bir dağ geçidinde eşşeğinden düşüp bacağını kırmış, bu yaranın şişip mikrop almasıyla rezil bir şekilde ölmüştür.Şunu hemen belirtelim ki Allah Resulüne zarar verenlerin hepsi, habis bir ölümle ölmüşlerdir Ya hakaret ettikleri Müslüman'ların ellerine düşerek idam edilerek, ya da Hz. Peygamber'in 'Ya Rab ona bir itini musallat et ' diye beddua etmesiyle ölmüşlerdir. Nüfuzu olmayanların ve köle olanların durumu daha acıklı idi. Ayrıca Müslüman olanlara bizzat kendi aileleri türlü türü işkenceleri reva görebiliyorlardı. İslam'ın en azılı düşmanlarından olan Ümeyye b.Halef'in kölesi olan Bilal- Habeşi (ra) bazen 24 saat aç susuz bırakılıyor, bazen de boynuna ip takılarak Mekke de ücretle tutulan çocukların tarafında sokak sokak dolaştırılıyordu, buna rağmen taviz vermeyip yüzlerine karşı 'Allah birdir' diye haykıran Bilal-i Habeşi'yi efendisi Ümeyye b. Halef kavurucu sıcaklar altında sırtını güneşin sıcaklığından ateş parçası haline gelmiş kızgın taş ve kumlara sürttürüp yaktırır. ağzına güneşte kurumuş bir lokma et verdikten sonra göğsüne kocaman bir kaya parçası koydurur ve Lat ve uzza'ya tapmadıkça azaba devam edeceğini söylerdi. Hz.Bilal'in 'Allah birdir' demeye devam etmesi üzerine çileden çıkan Ümeyye b. Halef işkencesini Hz. Bilal bayılıp kendisinden geçene dek sürdürürdü. Hz.Ebubekir'in telkin ve vesilesi ile İslam'a giren Osman b. Afvan da, ilerlemiş yaşına rağmen, amcası tarafından işkenceye maruz bırakılmıştır.Yine Hz.Ebubekir'in delaletiyle Hz. Osman ' dan hemen sonra Müslüman olan Talha b. Ubeydullah Kureyş'in azılı pehlivanlarından Nevfel b. Adviye tarafından bir iple bağlanıp işkenceye tabi tutulmuştur.

    Kureyş'in ileri gelen ve zengin ailesine mensup olan Halid b.Said (ra) bir gece rüyasında Allah Resulü'nün kendisini cehenneme atmaya çalışan babasından kurtardığını görmüş ve bu rüya üzerine Müslüman olmuştur.Oğlunun ibadet ettiğini duyan babası Ebu Uhayha vazgeçmesi için ısrar etti. 'Hz.Muhammed'in dinini asla bırakmam' şeklindeki cevap üzerine, elindeki sopa kırılıncaya kadar oğlunu döven Uhayha, onu iaşesini kesmekle tehdit etti.Oğlunun 'rızkı veren Allah'tır' şeklindeki mukabelesi üzerine iyice hiddetlenen Ebu Uhayha onu hapsettirerek günlerce aç susuz bırakmaktan çekinmemiştir. İlk Müslümanlardan olan Sa'd b.Ebi Vakkas da, annesi tarafından zulme uğratılmıştı.

    HÜZÜN YILI (M.620)

    Üst üste gelen acı hadiselerin ilki, Hz. Peygamber'in dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım'ın vefatı oldu
    Allah Resulü çok müteessir olmuştu.Oğlunun cenazesini taşırken karşıda duran Kuaykıan dağına ; "Ey dağ! Benim başıma gelen şey, senin başına gelseydi, dayanamaz yıkılırdın.", demesi bu derin teessürünün bir ifadesidir. Henüz Kasım'ın vefatının hüznü dağılmadan Allah Resulü , diğer oğlu Abdullah'ı da kaybetti. Bu acı hadiseler sebebiyle Allah Resulü ve Müslümanların kalpleri kan ağlarken, müşrikler taziye etmek şöyle dursun, sevinçlerinden ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Hatta içlerinden Ebu Cehil ve As b. Vail işi daha ileri götürerek: " Artık Muhammed ebterdir, nesli kesilmiştir.", diye alay edecek kadar küstahlaşmışlardı.Bu lakaba oldukça alınan Allah Resulü'nü teskin etmek üzere, Allah(cc) Kevser süresini inzal buyurmuştur. " Doğrusu, biz sana kevseri ihsan etmişizdir. Öyle ise Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Asıl ebter, şüphesiz seni kötüleyendir."
    Bir müddet sonra amcası Ebu Talib hastalandı. Artık ölüm döşeğinde idi. Allah Resulü bir yandan kendisini korumak uğruna herşeyini feda eden çok sevdiği amcasını kaybedeceğine üzülürken, bir yandan da Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olmasını istiyordu.Bu sebeple O hastalığı boyunca amcasının yanında pervane olmuş defaatle Kelime-i Şehadete çağırarak; " Ey amcacım, gel sen 'La ilahe illallah'de de ,onunla sana ahirette şefaat edebileyim ", teklifinde bulunmuştu. Amcası bu teklife : " Vallahi benden sonra sana ve atalarının oğluna, çok yaşlanmaktan dolayı bunaklık atfetmeleri korkusu olmasaydı. İstediğin şeyi söyleyip sana tabi olurdum. Kureyş, o istediğin sözü, ölümden korkarak söylediğimi zannedecekleri için söylemeyeceğim." dedi. Allah Resulü'nün ; " Ey amca, şunu bilmelisin ki ,Allah tarafından alıkonuluncaya kadar, senin affedilmeni isteyip duracağım." sözleriyle mukabele etmesi üzerine Allah (cc) Resulünün şahsında mü'minlere şu ölçüyü inzal etti ; " Hakikat sen ,her sevdiğin kişiye hidayete erdiremezsin. Fakat Alla'tır ki , kimi dilerse ona hidayet verir ve O hidayete erecekleri daha iyi bilendir." ( kassas,56 / Tevbe,113 )
    Ebu Talib'in vefatından üç gün gibi kısa bir süre sonra da, hanımı Hz. Hatice'yi kaybetti.Teslimiyeti, itaati muhabbet ve merhametiyle Allah Resulü'nün kalbinde taht kuran Hz.Hatice'yi kaybetmek,Allah Resulünü derin bir teessüre boğdu.Ona karşı müstesna bir sevgisi vardı.En büyük destek ve tesellicisi idi.Vefatından sonra dahi onu hiçbir zaman unutmadı ve rahmetle andı. Öyle ki Hz. Aişe, hayatta olmadığı halde en çok Hz.Hatice'yi kıskandığını itiraf etmiştir. Allah Resulü'nün şu sözü onun Allah katında ve mü'minlerin gönlünde ne kadar ulvi bir yeri olduğuna delalet eder: " Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı İmran kızı Meryem idi. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir."
    Doğmadan önce babasını,altı yaşında iken annesini kaybederek öksüz ve yetim kalan Allah Resulü, amcasını ve hanımını kaybetmekle belki de ikinci kez öksüz ve yetim kalmıştı. Yüklendiği bu çile ve hüzün dolu hadiselerden ötürü bu yıla " HÜZÜN YILI " denmiştir.

    İnsanlığı hakka ve hakikata sevkedip dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak üzere Allah Teâlâ tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Peygamber Efendimiz, genellikle kabul edildiğine göre 20 Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke'de doğdu. İslâm tarihi kaynakları, Hz. Peygamber'in nesebi ta Hz. Adem'e kadar sıralanan Şecere tabloları ile belirlemişlerdir. Bu kaynaklarda Hz. Peygamber'in yirminci göbekten atası olan Adnan'a kadar ittifak edilmiş, ancak Adnan'dan sonra verilen isimlerde bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Ama O'nun Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail soyundan olduğunda şüphe yoktur. Buna göre Adnan'a kadar Rasûlullah'ın şeceresi şöylece sıralanır: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b b. Lüeyy b. Gâlib b. Fihr b. Mâlik b. En-Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizâr b. Me'add b. Adnan.
    __________________




    alıntıdır


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:09 pm

    DİN

    İnsanların kutsal bir kudrete inanması ve bu inanışı ibadet şeklinde ifade etmesi Sosyologlara göre din ilkel insanların bazı kişileri, hayvanları ya da tabiat olaylarını kutsal saymalarından meydana gelmiştir.

    ilkel toplumlarda kutsal sayılan çeşitli şeylere inanmak, onlar için belirli zamanlarda törenler yapmak, kurbanlar kesmek şeklinde başlayan din, toplumların toprağa yerleşmeğe başlaması ile özelliğini değiştirmiş ve müşterek vicdanın sembolü olan “atalara tapma” şeklini almıştır.

    Toplumun gelişmesi, sitelerin meydana gelmesi gibi sosyal olumlar, din duygularında da değişiklik meydana getirmişler ve “çok tanrılı dinler” devri, böylece başlamıştır. Bu sistemde Tanrılar arasında, tabiat teki kuvvetler bölünmüş gibidir. Bu Tanrılardan her biri, bir kısım olayların Tanrısı şeklinde düşünülmüştür.

    Sosyoloji bakımından bu şekilde bir gelişme gösteren din, insan toplumlarının başlaması ile, bir gelişme göstermiş, böylece çok tanrılı dinler yerine tek tanrılı dinler meydana gelmiştir.

    Bu bakımdan ,din devriminde genel olarak üç şekil görülür:

    1 - Putlara tapanların dini,

    2 - Ayrı ayrı olaylar için başka başka Tanrılar bulunduğunu sananların dini.

    Bunlardan birincisi, ilkel insanların dinidir, ikincisi, Mısırlılar, Babilliler, Asurlular, Yunanlılar ve Romalılar gibi yüksek kültürlü milletlerin dinleridir.

    Üçüncüsü son çağların dinleridir. .Bir Tanrıya bağlanmak esasına dayanan bu dinlerde, insanların maddî varlığının dışında bir de manevî varlığının olduğuna ve bu varlığın, ölümden sonra da devam ettiğine inanılır. Bu dinler, başlangıçlarına göre Yahudilik, Hıristiyanlı ve Müslümanlıktır. Dünyada buluna dinler arasında mensubu en fazla ola Hıristiyanlık (835 milyon) dur. Bundan sonra, özellikle türlü yüksek toplumlarda yayılmış olan ve bu bakımda önemi büyük olan ikinci din olarak Müslümanlık (420 milyon) gelir. Mensupla 300 milyonu bulan Confucius dini ile 150 milyon kişinin inandığı Buddhist ve 322 kişinin inandığı Hindu dinleri, çok kalabalık olmakla beraber, Çin ve Hindistanda temsil edilmeleri, mahdut bölgelerde kapak kalmaları ile Hıristiyanlık ve Müslümanlık kadar önemli sayılmazlar. Bu arada, inananları 1 milyonu bulan Musevilikde dünyanın önemli dinlerinden biridir.


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:09 pm

    HALİFELİK

    Peygamber Muhammet'in vekilliği halife sıfatı, unvan ve makamı.

    Halifelik Peygamber Muhammet'in ölümünden sonra Müslümanlar tarafından geçim yolu ile gelen ilk dört halife devrinden (Hulefayı Raşidin)sonra, Emevî, Abbasî ve Osmanlı hanedanlarına geçmiş, babadan oğula geçen bir unvan olarak kullanılmıştır.

    Dördüncü halife, Ali'nin Küfe mescidinde namaz kıldırırken İbni Mülcem adlı birisi tarafından zehirli bir kılıçla yaralanması ve birkaç gün sonra ölmesinden (661) sonra, Kûfeliler, yerine büyük oğlu Hasan'ı halife seçtiler. Irak Müslümanlarının çoğu Hasan'ı halife olarak tamdılar. Ancak Suriye ve Mısır Emevîlerinden Muaviye'nin egemenliğini tanıdı, iki taraf arasında bir savaşın baş göstermesine doğru, kuvvetsiz kalan halife Hasan, Muaviye lehine halifelikten ayrıldığını bildirdi. Bir süre sonra Hasan'ın kardeşi Hüseyin'in Kerbelâ'da öldürülmesi üzerine de tamamen Emevîlere geçmiş oldu. Emevîler devrinde, halifelik ,Emevî hükümdarlarının imtiyazında olan bir unvan durumuna gelmiştir. Emevî hanedanından 14 halife gelmiştir.

    Emevîlerin saltanatının son bulması, Emevî devletinin yıkılması üzerine (750) halifelik makamı, Peygamber Muhammet'in amcası Abbas'ın neslinden gelen Abbasî ailesine geçmiştir. Abbasî egemenliğine 1258 yılında Hülâgû tarafından son verilmesi üzerine, bu tarihe kadar gelen 37 halife Zahirin oğlu Ahmet'in Mısır'a sığınması ve Baybars'ın yardımı ile 1261 yılında Mustansır adiyle halife ilân edilmesi üzerine Abbasî halifeliğinin Mısır kolu devri başlamıştır. Fakat, siyasî bir egemenlikten kuvvet alamayan bu halifelik, çok sönük olarak geçmiş ve bu koldan gelen 17 halife ne İslâm tarihinde ne de siyasî tarihte bir iz bırakmamıştır. Abbasilerin Mısır kolunun halifeliği, Yavuz Sultan Selim Mısır'ı işgal ettiği 1517 yılma kadar sormuştur. Yavuz Sultan Selim, Mısır'daki Memlûk devletini yıkınca, son halife Müvekkil' İstanbul'a getirmiş ve Ayasofya'da yapılan bir törenle Müvekkil'den halifeliği devralmıştır. Bu tarihten sonra halifelik, Osmanlı hükümdarlarına babadan oğula kalmak suretiyle geçmiştir.

    Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilgi ile çıkması ve Anadolu'da Millî Mücadelecin başlaması ile, Osmanlı saltanatı, halifelikle birlikte eski önemini ve kuvvetini kaybetmiş, son Osmanlı hükümdarı Vahdettin'in İstanbul'dan kaçması üzerine de 1 Kasım 1922 de saltanat Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bar kararı ile halifelik unvanı Osmanlı Veliahdı Abdülmecit Efendi'ye verilmiştir.

    Ancak, aradan çok geçmeden, 3 Mart 1924 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından halifeliğe de son verilmiş, Osmanlı hanedanının Türkiye dışına çıkarılması üzerine de son halife Abdülmecit, Türkiye dışına çıkarılmıştır.


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:09 pm

    ABDEST

    Müslümanların, namaz kılmak için yapmaları gerekli olan temizlenme işlemine verilen ad. Böylece, ibadet sıra. smda, Müslümanların, Tanrı'nın huzuruna temiz olarak çıkmaları sağlanmış olur.

    Her namaz öncesi abdest alma işle. ini, şu şekilde olur : 1- Eller, bileklere kadar üç kere oğuşturularak yıkanır. 2-

    Sağ elle, önce ağza, sonra da buruna üçer defa su verilir. 3 - Yüz üç kere yıkanır, 4 -Dirseğin biraz üstüne kadar ilkin sağ kol, sonra sol kol üçer defa yıkanır. 5 -Sağ elin içi ıslatılır ve alından arka tarafa doğru olmak üzere baş sığanır. 6 - Islak olan baş ve serçe parmakları ile kulaklar sığanır. 7 - Islak parmakların tersiyle ortasından yanlara doğru ense sığanır,

    8- Topuğu biraz geçmek kaydı ile ilkin sağ, sonra sol ayak yıkanır.

    Abdest, şu hallerde bozulur : 1 -Baygınlık ve uyku, 2 - Kadın ve erkek tenlerinin birbirine değmesi, 3 - Helaya gitmek.


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:10 pm

    DUA

    Aslında “çağırmak” anlamında olan bu kelime, Kur'anda “yardım istemek” anlamına gelmektedir. Bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını, Tanrı'yı “medih ve sena yolu” ve kişinin ihtiyacını belirten bir dil ile istemekten ibarettir. Kur'anda ibadet'e ait âyetlerde duanın önemli bir yeri vardır. “Dua, ibadetin özüdür” şeklindeki hadîs ile önemi belirtilen dua, kulun bütün ümitleri kırıldıktan sonra, Tanrıya yönelerek yalvarması ve onu tek yardımcı olarak tanıması demek olduğundan, gerçek bir birleştirici sayılmış ve en iyi ibadet şekli olarak kabul edilmiştir .


    HAC

    Müslümanlığın beş şartından (Tanrının birliğine inanmak, oruç tutmak, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek) biri. Hac için Kamerî aylardan Zilhicede Mekke'ye gidilir ve Kabe ziyaret edilerek tavaf edilir. Müslümanlık inancına göre, hacca giderek bu ödevi yerine getirenler “hacı” adı ile anılırlar.

    Hacca gidenlerin, Zilhicce ayının yedinci gününden önce Mekke'de bulunmaları gereklidir (Kurban bayramından üç gün önce.) Haccın en önemli noktaları şunlardır: 1 -İhram (Hacıların giydiği dikişsiz elbise anlamınadır). Bunun için gündelik elbiseler çıkarılır, biri üst tarafı, biri alt tarafı örten iki kumaş parçasına bürünülür.. 2 -Tavaf (Hacı olmak için Kabe'nin çevresini dolaşma anlamına gelir.) Bunun için hacılar, Kabe çevresini yedi kere dolanırlar. 3 -Sây (Safa ile Merve arasında koşma yürüme anlamına gelir). Bunun için hacılar, Safa ile Merve arasında yedi kere koşar gibi dolanırlar.

    4 - Arafat dağında durmak. Haccın en önemli günü, Arafat günüdür. Zilhiccenin sekizinci günü hacılar Mekke'den hareket ederek geceyi Mina'da geçirirler. Geceyi Arafat'ta geçirmek imkânı da avardır. Arafat'a varıldıktan sonra öğle vakti söylenen nutku (hutbeyi) dinlerler. Öğleden sonra Arafat vadisinde durarak ibadetle uğraşırlar. Akşam üstü Müzdelifeye hareket ederler ve geceyi orda ibadetle geçirirler. Zilhiccenin onuncu günü Minaya doğru hareket ederler. Bugün Kurban bayramıdır. Sonra Mekke'ye dönerek Kâbeyi tavaf ederler, Merve ve Safa arasında Sây ederler ,sonra Mina'ya dönerler. Bayramın üçüncü ,dördüncü günü Mekke'ye dönerler. Böylece “hac” sona ermiş olur.Hacca en büyük kıymeti veren Müslümanlıktır. Fakat öbür Asya dinlerinde de hacca uyulduğu görülmektedir.

    Bu çeşit hacların en eski yurtlarından biri Hindistan'dır. Granj nehrine gelen Hindular, bu nehrin üzerindeki Benares tapınağını ziyaret eder, nehri sularında yıkanır ve günahlarından temizlenirler, Buddhaların da birçok hac merkezleri vardır. Suriye'de yaşayan milletlerin, Fenikelilerin, hac ziyareti yapılan birçok tapınakları vardı. Eski Mısırlıların hemen bütün şehirlerinde eski Yunanlıların bir çok tanrı tapınaklarında hac yerleri bulunurdu.


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:10 pm

    HİCRET

    Peygamber Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi. 16 Haziran 622 tarihine rastlayan bu gün, İslâmiyet tarihinin ve Hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır. (Hicret'in gerçek tarihi üzerinde çeşitli fikirler vardır. 2 Temmuz 622 - 20 Eylül 622 tarihlerinde olduğu da söylenir.)

    Peygamber Muhammed, Mekke'de Kureyşlilerin kendisine karşı durmalarının önüne geçemediğinden ve Medine' de (o zamanki adı ile Yesrib) dostluklar kurmuş olduğundan, Medine'ye gitmeğe karar verir. İlkin kendine inananların, bu arada sonradan halife olacak olan Ömer'in Medine'ye gitmesini sağlar. Kendinde bulunan ve Mekke halkına ait olan emanetleri, Ali'ye bırakarak, Ebu Bekir'le birlikte yola çıkar. Halk arasında yayılmış söylentilere göre, Peygamber Muhammed, kendisinin Mekke'den ayrıldığım kimsenin anlamaması için, kendi yatağına Ali'yi yatırır, Ebu Bekir'le birlikte Mekke'nin yakınındaki bir dağda saklanır. Kureyşliler, Muhammed'in evine girdiklerinde Ali ile karşılaşırlar ve şaşırırlar, Peygamber Muhammed'in saklandığı mağarada onu bulamazlar. Bu mağarada bulunmayışı hikâyesi Cevdet Paşa'nın Kısası Enbiya ve Tevarihi Hulefa adlı eserinde nakledilir: (Cebeli Nurda bir ıssız mağara vardı. Oraya girdiler. Derhal Allah'ın emriyle bir örümcek gelip mağaranın ağzına ağlarını gerdiği. Bir çift yabanî güvercin de gelip buraya yumurtladı. Kureyşin

    arayıcıları, Cebeli Nurun her tarafı aradılar. Bir kısmı bu mağaranın ağzına gelmişti. “Şu mağarayı da arayalım” dediler. İçlerinden Ümeyye : “Allah akıl versin, Muhammed doğmadan bu örümcekler ağlarını örmüşler” deyince döndüler.)

    Peygamber Muhammed, Mekke'ye büyük bir zafer alayı içinde girmiş ve İslâmlığı büyük bir din haline getiren çabalarına burada devam etmiştir.


    ALINTIDIR


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:10 pm

    1. KUL HAKKI
    Kul hakkı, insanın sahip olduğu hakları demektir.
    Kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerim kul hakkı üzerinde önemle durmaktadır. Allah’ın emir ve yasaklarının hemen hemen dörrte üçü kul hakkı ile ilgilidir. Busebeple, Allah’a kulluk, yalnızca belli ibadetleri yerine getirmek değil, aynı zamanda insan haklarına da büyük saygı duymaktır. Aksi takdirde insanların birarada kardeşçe yaşamaları, devletler kurmaları mümkün olmaz.
    Toplumun kaynaşması, kötülüklerden uzak, kardeşçe yaşayışın sağlanması için kul haklarına saygılı olmak o kadar önemlidir ki, Allah her türlü günahı affettiği halde, kul hakkını affetmiyor.
    İhanet etmek, utandırmak, küçümseme, mala ve cana zarar vermek, alış verişte aldatmak, dargın durmak, iftira etmek, arkasından konuşmak, laf taşımak,dedikodu yapmak, anarşi çıkarmak, dini ve milli değerlere saygısız davranmak kul hakkını zedeleyen davranışlardandır.
    Peygamberimez: “İnsanlara merhamet etmeyen kimseye Allah da merhamet etmez.” buyurur.

    2. ANNE HAKKI
    İnsan varlığının gerçek sebebi yani yaratıcısı Allah Teâlâ Hazretleridir. Ancak, görünen sebebi ise anne ve babadır. Anne ve baba arasında ise öncelikle annenin fonksiyonu daha fazla ve çektiği zahmetler daha çoktur. Yüce Rabbimiz buyurur ki:
    “Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl olur. Bana ve anne-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Bana’dır.”
    O halde, dokuz ay gibi uzun bir süre çocuğunu karnında taşımak, doğumdan sonra belli bir zamana kadar emzirerek büyütürken uykusunu bile terkedecek kadar sıkıntılara katlanmak bakımından anne hakkı baba hakkından önce geçmektedir. Onun için, iyilik yapma ve kendisine iyi davranma bakımından anneye üç defa öncelik tanınmış,dördüncüde babaya hak tanınmıştır.bu anlayış, aynı zamanda bir kadın olması bakımından anneye ne kadar değer verildiğini göstermesi yönünden önemlidir.
    Kadınlarda dikkat çekecek kadar belirgin olan ortak özelliklerden sevgi, şefkat ve merhamet duygusu, anne olduktan sonra özellikle yavrusu üzerinde yoğunlaşmaktadır.bu yönü ile de anne, babadan öne geçmektedir. Dikkat edilirse çocuklar, bir sıkıntı veya korku anında çoğunlukla annelerine sığınırlar. Bu da annelerin şefkat, merhamet ve koruyuculuklarının fazla olduğunun belirgin ifadesidir.
    Çocukların terbiyelerinde, dillerinin, dinlerinin öğretiminde ve sosyal bir varlık olmalrında anne, ilk yıllarda babaya göre daha fazla katkıda bulunmaktadır. Bütün bunlardan dolayı anne hakkı nem kazanmaktadır.

    3. BABA HAKKI
    Herşeyden önce baba ailenin reisidir. Babaya itaat, diğer insanlara göre daha çok gereklidir.
    Ailenin geçimi çoğunlukla babanın sorumluluğu altındadır. Bu bakımdan da baba aile içerisinde önemli bir yer işgal etmektedir.
    Aile içinde baba, gücü ile otoritenin temsilcisidir. Bilhassa erkek çocuklara bu yönden örnek olan baba, ailenin bütün fertlerinin koruyuculuğunu da üstlenmiş durumdadır. Onun için çocuklar babalarına şükran borçludurlar. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Hiç bir evlat babasının hakkını ödyemez. Ancak onu köle olarak bulup, satın alır ve hürrüyetine kavuşturursa müstesna...” İşte ancak o zaman babasının hakkını ödeyebilir.
    Zamanıızda kölelik söz konusu olmadığına göre, belki babasını düştüğü çok önemli maddi ve manevi sıkıntılardan kurtarabilen, ölüme kadar da saygıda kusur etmeyen, böylece hayır duâsını alabilen evlat ancak ona karşı borcunu ödemiş olabilir. Esasen hadiste baba hakkının önemi vurgulanmaktadır.

    4. KARDEŞ HAKKI
    Çocuklar, aile içerisinde huzur ve mutluluk kaynağıdır. Çünkü çocuklar ailelere Allah tarafından verilmiş birer hediyedir. Aynı zamanda karı-koca arasındaki sevgi bağlarıdır. Dolayısıyla çocuklar aileyi sevgi ve saygı anlayışı içerisinde ayakta tutan huzur kaynaklarıdır. Ailedeki huzurun bozulmaması için çocuklar, bir taraftan anne ve babalarına karşı saygılı davranırlaarken, diğer taraftan da birbirlerine karşı sevgi göstermeli ve saygılı olmalıdırlar. Bunun için:
    Büyük kardeş olan ağabey ve ablalar yerine göre baba ve anne gibi kabul edilip, küçüklerin onlara saygı göstermeleri gerekir. Örf ve geleneklerimizde büyük kardeşlere, baba ve anneye yakın derecede değer verilmesi ve saygı gösterilmesi esas tutulmuştur. Öyle ise biz de ağabeylerimizi ve ablalarımızı aynı gözle görüp onlara saygı göstermeliyiz.
    Ağabeyler ve ablalar da küçük kardeşlerine anne ve babalarının kendilerini sevdikleri gibi sevmeli, onlara ilgi ve şevkat göstererek korumalıdırlar.
    Kardeşler, aralarında meydana gelebilecek kıskançlıkların, huzursuzlukların, ve kavgaların sadece kendilerini değil, ailelerin bütün fertlarini üzp, sarsacağını bilmelidirler. Onun için kendi aralarında mümkün olduğu kadar iyi geçinmeğe çalışmalıdırlar.
    Anne ve babamızca kardeşimize gösterilen ilgi ve şefkati yanlış anlayarak, bunu kıskançlık sebebi yapmamalıyız. Şunu unutmayalım ki, onlar kesinlikle büyük-küçük, erkek-kız ayrımı yapmazlar. Bir elin parmaklarından her biri insan için ne ise, çocuklar da bir anne ve baba için öyledir. Biri diğerinden farklı görülmez ve üstün tutulmaz.
    Kardeşler arasında fikrî, bedenî ve mali yönde dayanışma olmalıdır. Atalarımız: “Bir elin nesi var, iki elin sesi var...” demişlerdir. Tek başına kişi yanılabilir veya yenilebilir.ama birlikten kuvvet doğar. Fikir ve güç dayanışması kardeşleri güçlü kılar.
    Kardeşler arasında bazı konularda farklı düşünceler de olabilir. Buna saygı duyulmalıdır. Bu konuda ortaya çıkabilecek farklı görüşleri kardeşler birlikte tartışarak, doğrulunuğa kanaat getirdikleri görüşleri benimseme alışkanlığı kazanmalıdırlar.onların böyle davranışları kendilerini de ailelerini de mutlu kılar.
    İşte böylesine bir takım konulara ve inceliklere dikkat edilmesi, kardeşler arasında sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirir. Birbirlerine karşı olan hak ve düşüncelerini de yerine getirmiş olurlar.

    5. AKRABA HAKKI
    Aile fertlerimizden sonra öncelikle ilişki kuracağımız kişiler akrabalarımızdır. Akrabalık ilişkilerinde, yakından uzağa doğru bir gidiş gözetilir.
    Biz müslümanlar, Yüce Rabbimizin ve Sevgili Peygamberimiz emirlerini her zaman baştacı etmeliyiz. Onlar ne emretmişlerse onu benimseyip, uygulamalıyız. Neleri yasaklamışlarsa onlardan da kaçınmalıyız. Yüce Rabbimizin ve Sevgili Peygamberimizin baştacı etmemiz gereken emirlerinden birisi de;akrabalarla ilgilenmek, darlık ve bolluk zamanlarında her an onlarla birlikte olmaktır. Akrabalarımızla her fırsatta ziyaretleşmek, maddîve manevîkonularda yardımlaşmak aslî görevlerimizdendir. Çünkü akrabaların birbirleri üzerinde karşılıklı hakları vardır.
    Kur’ân-ı Kerim’de, bir kimsenin iyiliklerinden bahsedilirken,Allah,âhiret günü, melekler, kitap ve peygamber inancından yani temel inanç esaslarından sonra ilk sırada; “Allah sevgisi ile akrabaya yardım edenler” anılmaktadır. Bu sıralama ile Allah Teâlâ Hazretleri akrabamıza ilgi göstermemizin ne derecede önemli olduğunu bize bildirmektedir.
    Bir başka ayette de, akraba ile ilgilenmenin önemi şöyle açıklanmıştır: “Allah şüpesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder.Hayâsızlığı, fenalığı, haddi aşmayı yasak eder. Tutansınız diye size öğüt verir.
    Akrabalarımızla ilgimiz sadece onların iyi günlerinde, bolluk, şan, şöhret zamanlarında olmamalıdır. Kötü günlerinde, yoksulluk, düşkünlük, ihtiyarlık dönemlerinde de dostluk ve akrabalık bağlarımızı sürdürmeliyiz.
    Onları sadece bayramlarda,düğünlerde ve özel günlerde değil, fırsat bulduğumuz her zaman ziyaret etmeliyiz, gönüllerini almalıyız. Uzakta iseler, zaman zaman mektupla, telefonla hatırlarını sormalıyız. Hasta oldukları zaman yakın-uzak demeden ziyaretlerine gitmeliyiz.öldüklerinde ise cenaze merasimlerine katılmalıyız.
    Akrabalarımız arasında fakir ve düşkün olanlar varsa, vereceğimiz zekâtve yapacağımız diğer yardımlarımızda öncelikle onları gözetmeliyiz. Çünkü Rabbimiz: “Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver, elindekileri saçıp savurma.” “...Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’ınve akrabalarının haklarına riayetsizlikten sakının...” buyurmaktadır.
    Bir sıkıntıya düştüğümüzde, yardım için ilk başvuracağımız yer akrabalarımızdır. Annemizin, babamızın olmadığı veya onları kaybettiğimiz dönemlerde akrabamız bizim annemiz-babamız yerine geçer. Onları bu gözle görmemiz, onlarında bizi öyle kabul etmeleri akrabalığın gereğidir.
    Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Allah’a ve âhiret gününe inanan kişi misafirne ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe inanan, akrabasını görüp gözetsin. Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin veya sussun!...”
    Daha birçok ayette ve hadislerde akrabalığın önemi, onlarla ilgilenmenin değeri belirtilmektedir. O halde şunu söyleye biliriz ki: dinimiz hiçbir dinde ve toplumda görülemeyecek şekilde karşılıklı olarak akrabamızı görüp gözetmemizi ve onların haklarına dikkat etmemizi bize emretmektedir. Uzak-yakın bütün akrabanın aranıp, sorulmasına ve zaman zaman ziyaret edilmesine ise sıla-i rahîm denilmektedir.


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

    Shade_hell
    Administör
    Administör

    Erkek Mesaj Sayısı: 1367
    Yaş: 24
    Ruh Hali:
    Takımım:
    Points: 2013
    Kayıt tarihi: 11/09/08

    Rep Sistemi
    Güçlülük:
    100/100  (100/100)

    Sabit Geri: Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ödev destek sayfası

    Mesaj tarafından Shade_hell Bir Ptsi Haz. 15, 2009 6:10 pm

    6. ARKADAŞ HAKKI
    Arakdaşlık, iki veya ikiden fazla insan arasında belli süre içersinde oluşan karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan ilişkilerin adıdır. Arkadaşlık çok küçük yaşta başlıyabildiği gibi hayatın her döneminde yeni yeni arkadaşlıklar kurulabilir.arkadaşlığın süresi çok kısa sürebileceği gibi ömür boyu da sürebilir.
    Kısa süreli de olsa, uzun süreli de olsa arkadaşlıklarda karşılıklı olarak maddi ve manevi bağlılıklar oluşur.beraber gezilir, eğlenilir, yenilir, içilir, ders çalışılır. Acılar ve sevinçler paylaşılır. Arkadaşlar birbirlerinin dert ortakları, sırdaşları olurlar.
    Belli sürelerde bir arada olmak zorunda olan insanlar isteseler de istemeseler de günün birinde birbirleriyle arkadaş olduklarını farkederler. Ancak asıl devamlı ve samimi arkadaşlık seçilerek vekarşılıklı istek duyularak kurulanıdır. Bu şekilde kurulan arkadaşlıklarda çoğu zaman ortak zevklerin ve özelliklerin rolü büyük olur. Ortak zevklere ve özelliklere dayalı olarak kurulan arkadaşlıklarda karşılıklı maddi ve manevi çıkar yoktur. Onlar arasında karşılıklı sevgi ve saygı ağır basar.sevgi ve saygının tabiî sonucu olarak da menfaatler değil, fedâkârlıklar ön plâna çıkar. İyi ve ideal arkadaşlıklar böyle kurulur.
    Arkadaşlıkta kötü olan ise, samimiyetten uzak ve sırf maddi ve manevi çıkarlar uğruna biraraya gelinmesidir. Böyle kurulan arkadaşlıklardan fayda gelmez.çünkü çıkarlar bite bitmez ilişkiler kopar. Taraflarca aynı maksatla başka arkadaş arayışları başlar.
    Şurası bir gerçek ki: iki insan bir araya gelince aralarında karşılıklı olarak maddi ve manevi birtakım haklar doğar. Onun için arkadaşlar birbirlerinin birtakım isteklerine ve birtakım tekliflerine hayır dememelidirler. Ancak istek veya teklfler doğru yönde olmalıdır. Yanlış ve kötü yollara götüren tekliflere uymak gerekmez. Zaten iyi arkadaş da, kötü veya olumsuz tekliflerde bulunmaz. Şayet arkadaşlarından birisi devamlı hoş olmayan işler yapıyor ve arkadaşını da bu yönde zorluyorsa, böyle arkadaşlıklar uzun sürmemelidir.
    Peygamber Efendimiz, “Mü’min, mü’minin aynasıdır.” buyurmuştur. Atalarımız ise, “Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” demişlerdir. Demek ki arkadaşlar birbirlerini önemli ölçüde etkilemektedirler. Arkadaşlar arasında karşılıklı etkileşim, genellikle güçlü kişiliği olanın baskın olması şeklinde gerçekleşir. Şayet iyi huylu, ahlâklı ve güçlü kişiliği olan baskın olursa, arkadaşlık ilişkileri iyi ve olumlu yönde gelişir. Ahlâkça zayıf olan baskın olursa, o zaman da ilşkile olumsuz yönde gelişir ve arkadaşlar hoş olmayan bitakım yönlere veya maceralara doğru sürüklenirler. Onun için arkadaşında hoş olmayan ve kendisi sonu belirsiz maceralara sürükleyecek tavır ve davranışlar farkeden birisi, önce onu bu tür olumsuzluklardan vazgeçirmeğe çalışmalıdır. Daha iyi, dürüst ve ahlâklı davranması için kendisini ikaz etmeli ve pna bu konuda yardımcı olmalıdır. Arkadaşlık bunu gerektirir.
    Yeterince ilgi gösterilmesine ve uğraşılmasına rağmen, olumsuz tavır ve davranışlarını değiştimeyenlerden uzaklaşmak, iyi ve dürüst olanlarla arkadaşlık ilişkilerini geliştirmek ise aklın gereğidir.





    7. KOMŞU HAKKI
    Aile ve akrabalarımızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır. Dinimizin bize öğrettiğigüzel davranışlardan birisi de komşularımıza saygılı olmaktır.
    Çevremize şöyle bir göz atacak olursak görürüz ki ev, tarla, dükkân, yazıhane komşularımız olduğu gibi, iş yerinde tezgâh komşumuz, sınıfımızda sıra komşularımız da vardır. İnsanlar arasında sağlıklı bir şekilde komşuluk ilişkilerini düzenlemek için dinimiz bazı hükümler getirmiştir. Peygamberimiz bu hükümleri şöyle özetler:
    Yardım etmek, borç para istediinde vermek, hastalandığında ziyaret etmek, cenazesine katılmak, sevinçli anlarında tebrik, üzüntülü anlarında teselli etmek gibi.
    Peygamberimiz (A.S.): “Komşusu şerrinden emin olmayan kimse mümin değildir.” buyurur. Ve ayrıca “Komşusu aç iken evinde tok duran kimse, gerçek mümin değildir.” diye de buyurmuştur.
    Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenen kimseyi sevmez.”

    8. ÖĞRETMEN HAKKI
    Anne ve babamız bizim dünyaya gelmemize sebep olan, bebeklikten itibaren de bizi terbiye eden , kişiliğimizin temellerini oluşturan,maddi ve manevi değerlerimizi karşılayan saygıdeğer varlıklarımızdır. Kişiliğimize birçok yeni manevi değer kazandıranlar, bizi olgunlaştıranlar ise öğretmenlerimizdir. Diyebiliz ki öğretmenler ruh dünyamızın mimarlarıdır. Biz manen onların ellerinde şekilleniyor, onların yardım ve rehberlikleri ile topluma yararlı bireyler olarak yetişiyoruz. Öyleyse öğretmen hakkı son derece büyük ve önemlidir.
    “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?..” âyeti ile Yüce Rabbimiz bilgili kişilere çok özel bir yer vermiştir. Öğretmenler de bilgili ve bize bildiklerini öğreten kişiler olduklarına göre, onlar da aynı şekilde değerli birer manevi makama oturtulmuş olmaktadırlar.
    İslâm eğitimcileri öğretmen hakkının ödenemiyecek kadar büyük olduğunu söylemişlerdir. Çünkü devletlerin ve medeniyetlerin yükselişinde öğretmenlerin payları büyüktür. Bu nedenle öğretmenlere değer veren, onları maddi ve manevi alanda layık oldukları yerlere oturtan toplumlar kalkınmışlardır. Böyle toplumlarda insanlar mutlu ve faziletli olmuşlardır. Öğretmenlere değer vermeyen, öğretmenlik mesleğini hor gören, maddi ve manevi olarak layık oldukları yerlere oturtamayan toplumlar ise mutsuz olmuşlardır.
    Tarihimize bir göz attığımızda görürüz ki, atalarımız öğretmenlere layık oldukları değeri vermişlerdir. Onlara maddi yönden doyurucu ücretler verirken, manevi yönden de gerekli olan ilgi ve takdiri esirgememişlerdir. Fatih Sultan Mehmet gibi bir Padişah, Molla Güranî ve Akşemseddin gibi hocaların terbiyesi sonucunda, genç yaşına rağmen İstanbul’u fethetmekten dolayı gururlanmamıştır. Fatih hiç bir zaman hocasına karşı saygısını bozmamış ve her zaman elini öperek hayır duâsını almıştır. İstanbul’a girerken kendilerini çiçek yağmuruna tutan Bizans halkına; “O çiçeklere asıl layık olanın hocası olduğunu ve çiçeklerin ona sunulması gerektiğini” ifade etmiştir. İşte bu olay, hocanın hakkını teslim ve hocaya saygının tarihimizdeki en güzel örneğidir.
    Hz.Ali’ye ait olduğu söylenen bir söz vardır: “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum!” Öğretmene gösterilmesi gereken saygıyı bundan daha iyi anlatan bir söz az bulunur. Öğretmenlerin değerini takdir edenlerden birisi de Büyük İskender’dir. “Babam beni gökten yere indirdi, hocam yerden göğe yükseltti.” diyen İskender , hocasının kendisini manen yükselttiğini ve yücelttiğini anlayıp, takdir ederek ona gerçek değerini vermiştir.
    Biz de öğretmenlerimize karşı mümkün olduğu kadar ilgi ve saygı götermekte kusur etmemeliyiz.
    Öğretmenlerimiz, öğrenimimizi tamamladıktan sonra sahip olacağımız mesleklerdeki başarılarımızı, vatanımıza ve milletimize hizmetlerimizi duyup, gördükçe bizimle övüneceklerdir. Bizim başarımızda kendilerinin de payları olduğunu düşünerek iftihar edecek ve mutlu olacaklardır. Unutmayalım ki; onların mutlulukları mutluluğumuz olacaktır...

    9. YOKSUL VE YETİM HAKKI
    Müslümanlık, fakirlere ve yetimlere iyidavranmamızı, onlara özenle yardımda bulunmamızı emrediyor. Allah’ın bize yardım ve merhameti, bizim insanlara özellikle yoksullara karşı davranışımıza bağlıdır. Sevgili Peygamberimiz bu konuda: “İnsanlara yardım etmiyene Allah yardım etmez.” buyurmuştur.
    Gözümüze kaçmakta olan bir küçük sinekten gözü korumak için nasıl hem elimizle, hem de göz kapaklarımız ile gözümüze yardım ediyorsak; insanlar da birbirlerini korumalı ve birbirlerine böyle yardım etmelidirler. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle demiştir: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir oranı rahatsız olursa diğer organları da bu yüzden acı duyarlar.”
    Yetimler, bu koruma ve yardıma en muhtaç olan kimselerdir. Bu yardımlaşma ile toplumda sıkıntılar azalır, mutluluklar çoğalır. Dinimiz, yetim ve yoksulların haklarını korumaya özel bir önem vermiştir. Kur’ân-ı Kerim’de Rabbimiz: “Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyen yoksulu da sakın azarlama.” ; “Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyen şüpesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.”


    alıntıdır


    _________________

    Sevmek Suçmuş Bilemedim Şu Kalbime Söz Geçiremedim Yanlızlık Kaderimmiş Yar Başka Kimseyi Sevemedim ????

      Forum Saati Paz Ağus. 31, 2014 1:30 am